16 Mayıs, 2009

KENDİNİ İZLEMEK

“İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.”

TOLSTOY

Hayır, yapamam… Bunun için yeterli donanımım yok...Bir başkası bu işin altından kalkabilir…Yeteneğimin olması bir şeyi değiştirmez, kendime güvenim ve yeteri kadar inancım yok…Bir yerden başlamak lazım, engellemelere direnç göstermekte zorlanabilirim…Bu işin bana uygun olup olmadığını bilmiyorum….Hata yapmak ve bunların sonuçlarına katlanmak konusunda çekincelerim var…

İnsan kendini nerede arayabilir? Çevresindeki kişilerin onunla ilgili gözlemlerinde mi? Türlü çabalarla ortaya koyduğu ve kendisini yansıttığını düşündüğü eylemlerde mi? Geçmişte mi, gelecekte mi? Bir adım ileri gidip, mistik alanlarda mı?

İnsanların bizim hakkımızdaki gözlemleri, kendi bakış açılarıyla doğru orantılı yani bir bakıma özneldir.Bu durum, onların duygu ve düşüncelerinde yanılma payı olabileceğini gösterse de, tarafsız bir tutum, insanın kendi kişiliğini, karakterini algılamasında olumlu bir etkide bulunabilir.

Çocukluğundan itibaren doktor olmak isteyen birinin, türlü nedenlerle bu idealini gerçekleştirmeyip, bu işle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir işte çalışması, onu, hem doktorluk mesleğini icra ederken kazanabileceği deneyimlerden hem de isteğini eyleme dökebilen bir insanın yaşayabileceği mutluluk ve kendine güven duygusunun verebileceği hazdan alıkoymuştur. Buradan; her eylemin, insanın kişiliğini, değer yargılarını, inanç ve isteklerini sergileyemediğini düşünebiliriz.İnsanlarla konuşurken kullanılan cümleler, sergilenen davranışlar, ortaya konulan işler, kişinin, kişiliğini değerlendirmesi açısından sığ kalıyor.

Geçmiş olgusu; insanın kendini tanıması, bilmesi, kişisel özelliklerinin farkına varması açısından önemli. Geçmiş bir kenara konulup, bu iş geleceğe de bırakılabiliyor.Ancak geçmiş veya gelecek bir yana dursun, kendini, kim ve ne olduğunu, mistik alanlarda bulmaya çalışan insanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Reenkarnasyon bunlardan biri. Geçmişte bir yerde, bir kraliçe, bir müzisyen, çiftçi, köle hatta hayvan olduklarını düşünen kişiler var.

Bütün bunların, kendini tanıma, gerçek potansiyelinin farkına varma, kendini varlama bakımından yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. Aslında fazla uzaklara gitmeye gerek yok. İnsan kendisiyle ilgili en sağlam, en gerçek bilgileri yine kendisinde bulabilir.

Kendini tanımanın ve bilmenin, kolay bir süreç olduğunu söylemek zor.Kişinin kendisine karşı dürüst olabilmesi, karşılaştığı olaylara yönelik gerçekçi tutumlar sergileyebilmesi asıl sorun.Bütün bunları bir kenara bırakıp, savunma mekanizmalarını devreye sokup, tatmin olmaya çalışmak ta başvurulan bir yöntem.

Örneğin; “gerçekleri çarpıtma”; kişide kaygı yaratan bir gerçek karşısında, onu, olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi kabullenmek veya “tepki oluşturma”; gerçek düşüncelerin, duyguların tam zıddını benimseyip, göstermek gibi.

Bazı savunma mekanizmalarının, çeşitli durumlarda yararlı olabileceğini söyleyebilsek te, kendini tanıma konusunda uğraş veren bir insanın, kendini olduğu gibi değerlendirmesi ve sorularına gerçekçi yanıtlar bulabilmesi, belli oranda cesaret gerektiriyor. Bu cesareti gösteren bir kişinin, kendini tanıması konusunda kattettiği mesafe; onun gerçek niyetleri, amaçları, kendisini nerede görmek istediği ve nerede olduğu gibi önemli konulara ışık tutabilir.

Hayatınızın bir döneminde, bir şeyi yapmayı çok isteyip te yapmadığınız olmuştur. Belki hata yapmaktan korkmaktan belki o konuda yeteneğinizin olmadığını düşündüğünüzden belki de inanç eksikliğinden…Düşününce; bir şeyi yapmaya yeterli olup olmadığını kendi içinde sorgulamadan, çevrenin yönlendirmesiyle hareket edebilen bir kişi, belki de hayatını kökten değiştirebilecek bir işi, bilmeden geri çeviriyordur.Konunun başka bir boyutu ise karşılaşılan olaylara yönelik geliştirilen, duygusal ve düşünsel tepkilerin çarpıtılması ve bunların olası sonuçlarıdır.

Kendimize karşı; adil, doğru ve dengeli bir tutum içerisinde olmak, olayları olduğu gibi görmek ve kabul etmek, çok yönlü düşünmek, verdiğimiz tepkilerin gerçek nedenlerini anlamak, bizi olmasını istediğimiz yere götürecektir.

Başarılı olmanın ön koşulu; her şeyden önce, sağlam bir inanç ve azimdir. Kendimizle her yüzleştiğimizde ve gerçekçi bir tutum belirlediğimizde, başarılı, mutlu ve doyumlu bir yaşama sahip olmanın zor olmadığını farkedeceğiz.

Önemli olan; kendimizi, kendimizde, olduğu gibi görebilmek…


S. A.


(Tolstoy un sözü; Akın Alıcı nın derlemesini yaptığı “ Hayata Yön Veren Sözler” kitabından, savunma mekanizmalarıyla ilgili örnek; Prof. Dr. Özcan Köknel in “Kaygıdan Mutluluğa Kişilik” kitabından alınmıştır.)

Hiç yorum yok: