Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
Alışmak, ıslak caddelerdeki kadife toprak kokusuna, izin vermek, evrenin ruhu sarıp sarmalayan duygusuna…
Boşlukta koşmak kadar özgür, ulaşmak fırtınayla sürüklenen yaprakların hızına… Güneşin parlak ışığıyla, yıldızların aydınlatıcılığı gibi zıt… Zıtlık biraz da yaşamak aslında, kendini kaybedercesine, mutluluğun dikensiz yollarında…
Bırakmak kendini müziğin rahatlatan kollarına… Tersine, ufka gittikçe büyüyen, evlerin camlarından sızan sarı ışıklara… Sislerden sıyrılmış gelecekte, gelecekteyken de geçmiş olmuş anılara…
Zaman; dakikalardan, saniyelerden arınmış, sadece “nasıl daha iyi yaşayabilirim” sorusuna indirgenmiş bir varlıkta, kendini esneterek açmak olacak olanlara… Kendini bulmak, denizin hoyrat dalgalarında, köpüklerle oynaşan kıyılarda… Bir yakamozun parlak ışıltılarını içine çekerek, dalgalandırmak kanında… Yaşamak zor diyenleri utandırarak, yürüyebilmek sağlam adımlarla…
Yorulmadan, bıkmadan anlayabilmek her şeyi… Güzel olan ne varsa kendine mal etmek, belki de en önemlisi bu, bir mutluluk oyunu… Yaşamak bir oyun, bir mutluluk oyunu…
Kandırmadan kendini, uzanabilmeli gerçeklere… Düşlerden kopmadan… Yaşamdan bıkmadan… Kendini ıskalamadan…
Sevgisiz bir hiç gibidir anlam, sevgisiz yaşamak aldatıcı bir sanrı… Bir yalan, içi boş bir yalan…
Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
S. A.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder