22 Nisan, 2010

ZAMAN

Her şey bir istekle başladı... Belki de isteklerin sonsuz olduğunu düşünemiyor o anda insan... Sadece iyi ve tatmin edici bir sonuç bekliyor...
Karakter, kültür, kişilik, yaş, bakış açısı, inançlar, duygu, fikir, düşünceler vb. isteklerin yönünü belirleyebiliyor.
Ömür denilen süreçte, bazı şeyler için erken, bazı şeyler için geç olabileceğinin düşünülmesi bir sınırlayıcı etki yaratabiliyor. Erken ya da geç... Neye göre ? Erken olsa ; yaşanacak, planlanacak başka şeyler var, biraz bekleyebilir düşüncesi ağır basıyor... Geç denildiğinde de o kadar çok şey yaşadım ki, yoruldum, gücüm yok belki de hevesim... Artık geç kaldım, kafamı dinleyeyim, bu saatten sonra kendini yormaya gerek yok düşünceleri baskınlaşabiliyor...

Belki de hiçbir şey için geç değil, hiçbir şey için erken de değil. Sadece hazır olmak, hazırlanmak, düşünmek, tasarlamak ve eyleme geçmek gerekli olan...

Akıp geçen zaman bazen olması gerekeni bazen en alakasız olanı, kimi zaman da tam olarak istenilen ne ise onu katıyor yaşama. Belki de tarafsız olduğundandır. Kimilerine en güzel meyvelerini veriyor, favorilendiriyor adeta...

Belki de almayı bildiklerindendir. Zaman bir kimse için değil, herkes için akıp geçiyor... O herkes in içerisinde bulunanlar hayata veda ettiğinde, yeniler için yeniden akıp geçecek...

Bir iz bırakmak istiyor insan... Nasıl bir iz tasarladıysa... Bir gerçeklikte belki olumlu belki olumsuz bir pay...

Zaman akıp geçerken renkleri de beraberinde getiriyor. O renkler büyük olasılıkla sevilen yada hakedilenler oluyor. İstemediklerimiz de bizi olmasını istediklerimizden uzaklaştırsa da, gerçek olan bizim için ne ise, onu bulabilmek için zaman daima akıyor... Kendi gerçekliğini yaratıyor... Hesap verdiği kimse olmadan, engelsizce...


S. A.

Hiç yorum yok: