29 Şubat, 2012

STRATEJİNİN GÜCÜ

Bir ses, bir düşünce, bir korku, heves, hırs ve incelik... Yeni olan her ne ise bazen güven verici bazen koruyucu


bazen kuşkuya yer bırakarak kendinden uzaklaştırıcı olabiliyor.



Zaman geçtikçe artan, hız kesmeyen ve hiç terketmeyen enformasyonun odağında, öğrenmek, harekete geçmek, sonuçlandırmak,

sorgulamak adeta bir zorunluluk ve yaşamın bir gereği..



Eğer ulaşmak açısından hiçbir şey imkansız değilse, önemli olan, ona, nasıl, hangi yollarla ve hangi birikimlerle sahip olunacağı olsa gerek.



İhtiyaç duyulan, bilgi, bakış açısı, donanım, yaratıcılık, yetenek, tecrübe, değerler gibi şeylerle ilintili ise her şeyi yaratan düşünceye indirgeyebiliriz

beklentilerimizi.



Ne düşünüyorsan o sun cümlesi; olduğun yeri, kim olduğunu, neler yapabileceğini ve hayatını nasıl değiştirebileceğini sağlamanın anahtarını eline

tutuşturuyor ister istemez. Esasında seni mutlu edeni de, zarar vereni de, kızdıranı, etkileyeni de sen belirliyorsun. Bu konularda tüm insanları ortak

bir düşünce ve duyguya itebilecek bir mekanizma yok sanırım. Çünkü herkesin düşünce ve fikirleri kendine özgü. Doğru ve inanılır, gereken ve yararlı

olabilecek şeyler ortak bilinç te yaratıyor ancak özgürlüğün gerektirdiği yaşayış biçimleri, yaşamdaki renkliliği getiriyor.



Kendini tanıma, etrafı ile ilgilenme, güçlü, zayıf yönlerini bilme, amaç ve hedeflerini netleştirme ve izleyeceği yolları yani stratejileri belirleme ile yaşanan ve

üstesinden gelinmekte zorlanılan şeylerle mücadele edilebiliyor.



Karşınızdaki insanın fikrini değiştirmek ister misiniz? Bu çok kolay değil. Aynı noktaya dönülebiliyor. Kendini tanıma, başkalarını tanıma, biraz derinlik ve ortamı

anlamlandırma.



İstediklerini elde etmek, yaşam kalitesini yükseltmek, etkilemek ve çarpıcı olmak... Zihinden geçen bunlar ise bir gelişim, ayırtedici bir özellik, deneyimin

varlığı ve odak noktalarının değişiminin gerçekleşmesi gerekebiliyor. Yeteneğin, becerinin, ortaya koyulan eylemlerin çeşitliliği, rekabet alanlarını da belirleyebiliyor.



Bir mağazanın önünden geçerken, gözünüz bir şeye takıldığında " ben bunu almalıyım" ! derken çoğu şey devreye giriyor. Düşünce, fikir, nasıl algılanmak istendiği,

modaya yani bir nevi çevreye uyum, inanç ve değerlerle örtüşmesi, elinizdeki kaynak yani paranın varlığı, kendini iyi hissetmek, mutlu olmak, ihtiyaçların karşılanması

ya da ihtiyaç söz konusu olmadan sadece istemek, onaylanma arzusu vb. Sonuçta size uyuyorsa alıyorsunuz..



Başka istekler ve amaçlar da, iş yaşamı, özel yaşam ya da her ne ile ilgili ise hep var ve ulaşılabilir.



Çağa ayak uydurarak, sürekli gelişerek, özgürlüğün tadını çıkarmak için, güç, saygınlık ve başarıyı sağlamak adına, zor diye geri çekilince, yerinde saymak ya da

geriye gitmek mümkün olabiliyor. Gereken manevi güç ya da maddi imkanlar ise, bunların stratejiye etkileri yadsınamıyor.



Tanıdığınız birinin neleri istediği, amaçlarına ulaşmak için hangi yolları izlediği ve kararlar aldığına bakarak, onun kişiliği, bakış açısı, kültürel durumu ve dünya görüşü ile ilgili

önemli ipuçları alınabilir. Böyle olunca, o kişinin, hayatınızda nasıl bir rolü ve etkisi olabileceği önceden anlaşılabiliyor ve belirlenebiliyor.



" Ben bunun böyle olacağını biliyordum" ! diye dir düşünce çoğumuzun aklından geçmiştir. Bu da önceden dikkatimizi çeken olaylar arasındaki bağıntılarla oluşabiliyor.

Gerçekten de bunları düşünmek bir adım önde olmayı sağlıyor.



Önceden ne yapacağını bilmek ve yanılmamak çok güzel bir şey olmalı. Zor da değil esasında. Pozitif düşünce, doğru stratejiler, eylem ve sonuç.



Eğer güç ise ihtiyaç duyulan, mutlaka herkes için var olan bir güç kaynağı olmalı. Yaşamda bir iz bırakmak gerekiyor ise...


S.A.