31 Mayıs, 2010

OYUN ( Kısa Hikaye)






Yürüyor... Siyah saçlı, beyaz yüzlü, gözleri koyu, sesi tok genç kız... Ben hiç geçmişe takılmadım diyor, içinden geçirdiği seslerle... Kendimi kapatmadım, sadece birşeyleri hatırlamak istedim... Bir çelişki yaşadım böylece, kalbimin gölgesinde barındım...








Ağladığımda gizlendim, güldüğümde neşelendim... Sakin rüzgarlarda ruhumu oradan oraya gönderdim... Beyaz kağıtlar elimde hiç bulamayacağım yerlere özlemi dile getirmek istedim... Aslında gördüğü mavi bir okyanus ya da yağan beyaz karlar değildi. Uzun bir müddet ayrı kaldığı kendini dinleyiş eğlencesiydi.








Yürürken sokaklardan geçiyor, akşam olmak üzere iken serinleten rüzgar huzuru çağrıştırıyordu... Düşünmekten kaçınmak insanın en çok istediği şeylerden biriymiş... Duydukları kızıl bir akşamda yankılanıyordu... Hayatın kontrolü her zaman insanın kendi elinde değildir diye geçirdi içinden... Susmak bazen en akıllıca seçimdir, yapmam gereken de bu olmalı, gerçek olan ne ise o olmalı...








Kağıtları rüzgarda savrulacak gibi oluyor, elini her zamankinden daha çok sıkıyor, keyifli bir oyun oynayacak gibi oluyordu... Kaldırımlar eski, yollar dar, evler küçülmüş, gözleri kamaşmış halde sakin sularda geziniyordu... Komik biriydi birazda kaygılı...








Bugün kağıtlardaki hüznü dağıtacağım yeni bir dünyada kendimi oyalayacağım diyordu... Bir kalem ihtiyacım olan, zihnime kazıdıklarımı belirginleştirmek için. Oynayacağım oyundaki rolümü sahipleneceğim... Aldıklarımı geri vermeyeceğim...








Bu tünele girince duvarlarda resimler olacak. Yüzler bazen tanınmaz halde endişesizce duracak. Sesimi yükselttiğimde sadece istediklerim duyacak... Biraz karanlık olacak, tünel de olsa tavanında küçük delikler olacak. Ben hızla koşacağım arkamdan gelenler olacak... Onlarla yüzleşmeyeceğim, varlıklarını bileceğim. Koştukça mesafe çoğalacak. Kalbim hızla atacak, resimlerdeki yüzler birbirine karışacak. Zihnin kıvrımları gibi tünel de labirentlere ayrılacak... En çok istediğim yerden gideceğim. Gözlerim heyecanımı yansıtacak...








Bir yoldan gideceğim, ışığı hissettiğimde ayrım kendini yeniden gösterecek... Sevilen sabahın ilk ışıklarında bir hikayenin içerisinde kendine bir yol bulacak... Bu bir son değil bir başlangıcın eseri olacak... Yüzler resimlerden fırlayacak, sesler barındıkları yerden çıkacak, kabullenmemişken eski zamanda bu kez derinlerde hüküm sürecek. Kağıtlar ellerimden uçacak yeniden arayana kadar... Yazılar bulutlu sabahın ilk ışıkları olacak... Yokluğu varlığında kaybolacak...
S. A.






























































22 Nisan, 2010

ZAMAN

Her şey bir istekle başladı... Belki de isteklerin sonsuz olduğunu düşünemiyor o anda insan... Sadece iyi ve tatmin edici bir sonuç bekliyor...
Karakter, kültür, kişilik, yaş, bakış açısı, inançlar, duygu, fikir, düşünceler vb. isteklerin yönünü belirleyebiliyor.
Ömür denilen süreçte, bazı şeyler için erken, bazı şeyler için geç olabileceğinin düşünülmesi bir sınırlayıcı etki yaratabiliyor. Erken ya da geç... Neye göre ? Erken olsa ; yaşanacak, planlanacak başka şeyler var, biraz bekleyebilir düşüncesi ağır basıyor... Geç denildiğinde de o kadar çok şey yaşadım ki, yoruldum, gücüm yok belki de hevesim... Artık geç kaldım, kafamı dinleyeyim, bu saatten sonra kendini yormaya gerek yok düşünceleri baskınlaşabiliyor...

Belki de hiçbir şey için geç değil, hiçbir şey için erken de değil. Sadece hazır olmak, hazırlanmak, düşünmek, tasarlamak ve eyleme geçmek gerekli olan...

Akıp geçen zaman bazen olması gerekeni bazen en alakasız olanı, kimi zaman da tam olarak istenilen ne ise onu katıyor yaşama. Belki de tarafsız olduğundandır. Kimilerine en güzel meyvelerini veriyor, favorilendiriyor adeta...

Belki de almayı bildiklerindendir. Zaman bir kimse için değil, herkes için akıp geçiyor... O herkes in içerisinde bulunanlar hayata veda ettiğinde, yeniler için yeniden akıp geçecek...

Bir iz bırakmak istiyor insan... Nasıl bir iz tasarladıysa... Bir gerçeklikte belki olumlu belki olumsuz bir pay...

Zaman akıp geçerken renkleri de beraberinde getiriyor. O renkler büyük olasılıkla sevilen yada hakedilenler oluyor. İstemediklerimiz de bizi olmasını istediklerimizden uzaklaştırsa da, gerçek olan bizim için ne ise, onu bulabilmek için zaman daima akıyor... Kendi gerçekliğini yaratıyor... Hesap verdiği kimse olmadan, engelsizce...


S. A.