Aldığım bir hediye gibi yüzün...
Hüznünde ağlamaklı bir yara...
Göğün altında yarım bir mutluluk...
Yaşayacağım bu anı biliyorum...
Geldiğinde göklerdeki fırtına...
Izdırap siyah bir kalp olur...
Belki sonu sanılandan iyi olur...
Herşey bitmedi...
Gökler açılınca yeni bir umuda...
Sarsılınca boylu boyunca...
Bir mutluluğa yelken açıp,
Geri verecek yitirilenleri...
Yoksa yaşayamazdım ben böyle...
Neye güvenecektim...
Neye bel bağlayacaktım...
Sevmiyorum hüznü...
Beni benden alıyor...
Sen rüzgarlarda üşüsende...
Hep aynı son yaşananlar...
Herkeste bir acı...
Dünyanın başlangıcından bir sirayet...
Durgun deniz, kendinden geçmiş...
Sıcaklık azalmış karşılıklı...
Işıklar sönmüş, yağmur başlamış...
Hiçbir şey eskisi gibi olmasada...
Bir mutluluğun yüzü parlar yeni bir dünyada...
Her yapılan bir sonuç, yapılması gerekmesede...
Mutlu olmak zor...
Ne istediğinden emin değilken...
Sevmek, korkuların esaretinde nefes alıyor...
Acı rüyalarda görünüyor, bir şey bilmezken...
Bir yolcu gibi, kalkacak gemiye acilen binmesi gereken...
Onu da beceremedim henüz, gitmek isterken...
Savrulup en güzel anlara...
Ondan da keyif almak zor nedense...
Neden yazdıysam bilmem...
Islak rüzgarların altında üşümek bir seçim...
Herşey varken elimin altında ben mutsuzluğun yakıcı hüznünü sevdim...
Mutlu olmak ta an meselesi...
Yeni bir akışta kusursuz, o zaman istiyorum her şeyi...
Yeni bir alemde sevginin renkli yollarında yürümek istiyorum...
Her şeyi bulup ona göre yaşamak...
En güzel yerde...
En güzel şekilde...
S. A.
13 Kasım, 2009
27 Eylül, 2009
SONSUZLUĞA UZANMAK
Güzel bir gün...
Sakin, derin, huzurlu...
Yeşil vadilerde başını gökyüzüne kaldırmak gibi biraz...
Sorgusuz sualsiz yeni bir dünyaya yelken açmak gibi...
Sustuğumda içimdekileri uzaklara savurduğum sevinçli bir an...
Dalgalı denizi değil, parlak ışığı hissetmek gibi...
Uzun yollardan yeni rüzgarlara teslim olmak, uzun gelgitlerden çıkarak...
Mutluluğun taze rüyasında, sade bir yaşama rüyalarını teslim etmek...
Korkularını unutmak, sıkıcı anlardan kurtulmak...
Sevdiğim şeyleri geri alırken, sonsuzluğa uzanmak...
Bugün kendime bir hediye vermek istiyorum...
Ne zamana kadar sürerse bu keyifli an...
Her şeye açık bir kalpte, ılık rüzgarları unutmuş gibiyim...
Gelecek belirsiz, dünya sıcak...
Bu akış sancısız, kaybolmamış zamanlar...
Acıdığım birkaç insan...
Kendini zararlı yollara bırakmış...
Herkesin sorumluluğu kendine yetmeli...
İyi olan ne varsa, benim olmalı...
Neyi hakediyorsan o olmalı...
Sessizlikte seslere akmalı...
Soluk almak bambaşka bir anlama gelmeli...
Gerçeklik bir hezimet olmamalı...
Dünya düşlerden de beslenmeli...
Sorulanlar hep cevaplanmalı...
İstenen ne ise o olmalı...
Her şey kendine yetmeli...
Bakışın kendine döndürmeli seni...
Cesaret yeni bir hayat yaratmalı...
Varlığın da kendini büyütmeli...
Ilık rüzgarlara teslim olmadan...
Dünya hayallere boyanmalı...
Her şey kendine yetmeli...
S. A.
Sakin, derin, huzurlu...
Yeşil vadilerde başını gökyüzüne kaldırmak gibi biraz...
Sorgusuz sualsiz yeni bir dünyaya yelken açmak gibi...
Sustuğumda içimdekileri uzaklara savurduğum sevinçli bir an...
Dalgalı denizi değil, parlak ışığı hissetmek gibi...
Uzun yollardan yeni rüzgarlara teslim olmak, uzun gelgitlerden çıkarak...
Mutluluğun taze rüyasında, sade bir yaşama rüyalarını teslim etmek...
Korkularını unutmak, sıkıcı anlardan kurtulmak...
Sevdiğim şeyleri geri alırken, sonsuzluğa uzanmak...
Bugün kendime bir hediye vermek istiyorum...
Ne zamana kadar sürerse bu keyifli an...
Her şeye açık bir kalpte, ılık rüzgarları unutmuş gibiyim...
Gelecek belirsiz, dünya sıcak...
Bu akış sancısız, kaybolmamış zamanlar...
Acıdığım birkaç insan...
Kendini zararlı yollara bırakmış...
Herkesin sorumluluğu kendine yetmeli...
İyi olan ne varsa, benim olmalı...
Neyi hakediyorsan o olmalı...
Sessizlikte seslere akmalı...
Soluk almak bambaşka bir anlama gelmeli...
Gerçeklik bir hezimet olmamalı...
Dünya düşlerden de beslenmeli...
Sorulanlar hep cevaplanmalı...
İstenen ne ise o olmalı...
Her şey kendine yetmeli...
Bakışın kendine döndürmeli seni...
Cesaret yeni bir hayat yaratmalı...
Varlığın da kendini büyütmeli...
Ilık rüzgarlara teslim olmadan...
Dünya hayallere boyanmalı...
Her şey kendine yetmeli...
S. A.
08 Eylül, 2009
MUTLUYKEN HAYATSIN
Sevgin ölçüsüz, rengin beyazdan da beyaz...
Mutluluğun uzun, hüznünde bir o kadar...
Ey sen yağmurlarda ıslanan, güneşlerde ruhunun sıcağını yayan...
Temiz vijdanlı, narin yürek...
Gözlerin bulutlu, bazen neşe saçar...
Hediye gibi ömürde bir ışık yayar...
Derin dünyanda bir mutluluk meşalesi yanar...
Ne güzel yüreğin, ne güzel ruhun...
Sesin, güvenli bir yaşamın kıyısı...
Dünyan, asaletin yorgun ve canlı rüyası...
Dalgınlığın gözlerinin acısı...
Yorgunken mutlu, mutluyken hayatsın...
Ellerinin işi, yarattığın herşeyde gizli...
Kusurlu olsada insanoğlu, sen de kusurlusun bilirim...
Sevdiğin herşey renklerde gizli...
Denizin dalgalı, kendine güvenin dizboyu...
Bilirim yıkılmazsın...
Gücün dünyana yeşil bir ışık örer...
Annemsin.... temiz yürek...
Sevgin derin bir rüzgar estitir geniş yollarda...
Bilirim, sarsılmaya gelmezsin, hayatın boyunduruğunda...
S. A.
Mutluluğun uzun, hüznünde bir o kadar...
Ey sen yağmurlarda ıslanan, güneşlerde ruhunun sıcağını yayan...
Temiz vijdanlı, narin yürek...
Gözlerin bulutlu, bazen neşe saçar...
Hediye gibi ömürde bir ışık yayar...
Derin dünyanda bir mutluluk meşalesi yanar...
Ne güzel yüreğin, ne güzel ruhun...
Sesin, güvenli bir yaşamın kıyısı...
Dünyan, asaletin yorgun ve canlı rüyası...
Dalgınlığın gözlerinin acısı...
Yorgunken mutlu, mutluyken hayatsın...
Ellerinin işi, yarattığın herşeyde gizli...
Kusurlu olsada insanoğlu, sen de kusurlusun bilirim...
Sevdiğin herşey renklerde gizli...
Denizin dalgalı, kendine güvenin dizboyu...
Bilirim yıkılmazsın...
Gücün dünyana yeşil bir ışık örer...
Annemsin.... temiz yürek...
Sevgin derin bir rüzgar estitir geniş yollarda...
Bilirim, sarsılmaya gelmezsin, hayatın boyunduruğunda...
S. A.
12 Ağustos, 2009
KIPIRTI
Bir yakamozu andırır kalbindeki pırıltı
Yağmur yağdığında bir hüzün bulutuna gömülürsün..
Sen sensindir, rüzgarlarda üşüyen...
Bir kıpırtıdır yüreğinden dökülenler...
Geniş bir yolda adımların yavaş...
Geldiğin dünyayı unutmuş gibisin...
Şekilsizce büyür bir masumiyet hissettirmeden...
Bilirim sen yolunu bulursun...
Bir kaossa içindeki sızı...
Gözlerin yerinden fırlıyacak gibiyse...
Bu defa herşeyi unut...
Üzülme, seni sana anlatacak birini elbet bulursun...
Gün dönüyor, sevgin tatlı bir nağme olmuş...
Şimdi yüzleşircesine yeni bir hayatla...
Bildiklerin bilmediklerinden fazla...
Üzülme daha çok yol var, değmez kaygılanmaya...
S. A.
Yağmur yağdığında bir hüzün bulutuna gömülürsün..
Sen sensindir, rüzgarlarda üşüyen...
Bir kıpırtıdır yüreğinden dökülenler...
Geniş bir yolda adımların yavaş...
Geldiğin dünyayı unutmuş gibisin...
Şekilsizce büyür bir masumiyet hissettirmeden...
Bilirim sen yolunu bulursun...
Bir kaossa içindeki sızı...
Gözlerin yerinden fırlıyacak gibiyse...
Bu defa herşeyi unut...
Üzülme, seni sana anlatacak birini elbet bulursun...
Gün dönüyor, sevgin tatlı bir nağme olmuş...
Şimdi yüzleşircesine yeni bir hayatla...
Bildiklerin bilmediklerinden fazla...
Üzülme daha çok yol var, değmez kaygılanmaya...
S. A.
27 Mayıs, 2009
NEDENSİZ
Bir gösteri gibi zihindeki dansı... Yanılmadığımı umut etmek istiyorum... Ruhuma süzülerek gelen sakinliğin, ucu bucağı olmayan yüzünü... Bilerek, bilmek isteyerek, renkli, mağrur hayalin nerde son bulacağını...
Şekli yok, anlamı yok, izahı yok... Sadece koyu bir iz... Nerde başlayacak, nerde bitecek, boşluğun üzerinde titreyecek...
Gelişi güzel sözlerle oradan oraya savurduğum, başıboş heveslere mağlup olduğum... Derinliğiyle sessizliğe gömülüp sarhoş olduğum...
Zahmetli, kırıcı sanki... Bir akşam vakti sorularla aydınlanamayan, sahte diyerek yüz çevirdiğim hikayeler...
Kalpte alışılmış duygular, sarmaşıklanan tanımlamalar...
Geçici bir karambol,nedensiz bir saklambaç oyunu...
Neşeli bir rüyadan artakalan tanıdık simalar....
Mavi bir tiyatro sahnesi, izlenimler sahici gibi....
Dokunduğum ipeksi yüzler... Rüzgarda dalgalanan iki dünya arasındaki sır...
İleriye atılan bir film sahnesi... Bir başkaldırı, garipsemediğim...
Son kez bir anı gibi büyüyor... Kendinden uzaklaştırıyor... İstenilense bu...
Bir yolda sınırlar çiziliyor, şekilsizce küçülüyor...
Garipsemediğim, bir gösteri gibi zihindeki dansı...
Şekli yok, anlamı yok, izahı yok... Sadece koyu bir iz... Nerde başlayacak, nerde bitecek, boşluğun üzerinde titreyecek...
Gelişi güzel sözlerle oradan oraya savurduğum, başıboş heveslere mağlup olduğum... Derinliğiyle sessizliğe gömülüp sarhoş olduğum...
Zahmetli, kırıcı sanki... Bir akşam vakti sorularla aydınlanamayan, sahte diyerek yüz çevirdiğim hikayeler...
Kalpte alışılmış duygular, sarmaşıklanan tanımlamalar...
Geçici bir karambol,nedensiz bir saklambaç oyunu...
Neşeli bir rüyadan artakalan tanıdık simalar....
Mavi bir tiyatro sahnesi, izlenimler sahici gibi....
Dokunduğum ipeksi yüzler... Rüzgarda dalgalanan iki dünya arasındaki sır...
İleriye atılan bir film sahnesi... Bir başkaldırı, garipsemediğim...
Son kez bir anı gibi büyüyor... Kendinden uzaklaştırıyor... İstenilense bu...
Bir yolda sınırlar çiziliyor, şekilsizce küçülüyor...
Garipsemediğim, bir gösteri gibi zihindeki dansı...
S. A.
16 Mayıs, 2009
ILIK
Seviyorum buz gibi buz mavisini, güneşle yansıyan ışığını netleştiremesede… Ilık esiyorsa rüzgar, dalgalandırır düşünceleri, kutuplaşır iklim; sıcak ve soğuk…
Siyah ve beyaz gibi… Hakikat ve yalan, güçlü ve zayıf gibi…
Gökkuşağı anlatır hayatın her halini… Bir görünüp bir kaybolur; geçmiş olur, gelecek olur… Yaşam olur, ölüm olur, sonsuzluk olur… Renkleri cabası…
“Gerçek aşikardır; onu kendine uydurma gafleti yoksa… Rüya değil, hayal değil, aslolan…”
Eğer seviyorsan renkler daha da canlıdır… Sevdiğini biliyorsan, sevdiğini sanıyorsan… İnancın varsa, yaşıyorsan…
Kuşlar gibi kanatların yok; oradan oraya süzülemezsin… Elleri cebinde gezme lüksün de yok; arkanı da görebilmeli gözlerin… Kendine borçlusun; yaşamak için… Gerçekten yaşamak için…
Yollar ıslandığında güneşi özlersin… Güneş belirdiğinde de yağmuru… Ondandır boşuboşuna hüzünlenmek, öldürmek, düzensiz dünyada düzen aramak; düzensizce…
“Hayatın kaynağı kisvesine bürünen her ışığın peşinden gitmek doğru mu? Sadece kendini aydınlatan ışıktan kork; karanlığın yalancı parıltısından…”
Zaman akıp gider; roller, sahneler değişir, zaman yine akıp gider; tarafsızca… Kendinden bile haberi yok; bel bağlansa, nereye kadar?
Bir rota varsa; yürünen yolu aydınlatan, elbette yine karşımıza çıkacak hakikat ve yalan, içimiz güçlü ve zayıf…
S. A.
Siyah ve beyaz gibi… Hakikat ve yalan, güçlü ve zayıf gibi…
Gökkuşağı anlatır hayatın her halini… Bir görünüp bir kaybolur; geçmiş olur, gelecek olur… Yaşam olur, ölüm olur, sonsuzluk olur… Renkleri cabası…
“Gerçek aşikardır; onu kendine uydurma gafleti yoksa… Rüya değil, hayal değil, aslolan…”
Eğer seviyorsan renkler daha da canlıdır… Sevdiğini biliyorsan, sevdiğini sanıyorsan… İnancın varsa, yaşıyorsan…
Kuşlar gibi kanatların yok; oradan oraya süzülemezsin… Elleri cebinde gezme lüksün de yok; arkanı da görebilmeli gözlerin… Kendine borçlusun; yaşamak için… Gerçekten yaşamak için…
Yollar ıslandığında güneşi özlersin… Güneş belirdiğinde de yağmuru… Ondandır boşuboşuna hüzünlenmek, öldürmek, düzensiz dünyada düzen aramak; düzensizce…
“Hayatın kaynağı kisvesine bürünen her ışığın peşinden gitmek doğru mu? Sadece kendini aydınlatan ışıktan kork; karanlığın yalancı parıltısından…”
Zaman akıp gider; roller, sahneler değişir, zaman yine akıp gider; tarafsızca… Kendinden bile haberi yok; bel bağlansa, nereye kadar?
Bir rota varsa; yürünen yolu aydınlatan, elbette yine karşımıza çıkacak hakikat ve yalan, içimiz güçlü ve zayıf…
S. A.
YOLCULUK
Ilık ve rengarenk bir büyü, insan kadar gerçek, insan olamayacak kadar masum… Gerçek ve düş karışımı, sıcak bir yaz akşamı kadar eski… Tomarlanmış kar tanelerinin, rüzgarla büyüyen alevlerle eşsiz uyumu… Gerçek kadar canlı, düş kadar boğuk, anlamlanan bir hayal, anlamlanamayan bir gerçek…
Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
Alışmak, ıslak caddelerdeki kadife toprak kokusuna, izin vermek, evrenin ruhu sarıp sarmalayan duygusuna…
Boşlukta koşmak kadar özgür, ulaşmak fırtınayla sürüklenen yaprakların hızına… Güneşin parlak ışığıyla, yıldızların aydınlatıcılığı gibi zıt… Zıtlık biraz da yaşamak aslında, kendini kaybedercesine, mutluluğun dikensiz yollarında…
Bırakmak kendini müziğin rahatlatan kollarına… Tersine, ufka gittikçe büyüyen, evlerin camlarından sızan sarı ışıklara… Sislerden sıyrılmış gelecekte, gelecekteyken de geçmiş olmuş anılara…
Zaman; dakikalardan, saniyelerden arınmış, sadece “nasıl daha iyi yaşayabilirim” sorusuna indirgenmiş bir varlıkta, kendini esneterek açmak olacak olanlara… Kendini bulmak, denizin hoyrat dalgalarında, köpüklerle oynaşan kıyılarda… Bir yakamozun parlak ışıltılarını içine çekerek, dalgalandırmak kanında… Yaşamak zor diyenleri utandırarak, yürüyebilmek sağlam adımlarla…
Yorulmadan, bıkmadan anlayabilmek her şeyi… Güzel olan ne varsa kendine mal etmek, belki de en önemlisi bu, bir mutluluk oyunu… Yaşamak bir oyun, bir mutluluk oyunu…
Kandırmadan kendini, uzanabilmeli gerçeklere… Düşlerden kopmadan… Yaşamdan bıkmadan… Kendini ıskalamadan…
Sevgisiz bir hiç gibidir anlam, sevgisiz yaşamak aldatıcı bir sanrı… Bir yalan, içi boş bir yalan…
Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
S. A.
Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
Alışmak, ıslak caddelerdeki kadife toprak kokusuna, izin vermek, evrenin ruhu sarıp sarmalayan duygusuna…
Boşlukta koşmak kadar özgür, ulaşmak fırtınayla sürüklenen yaprakların hızına… Güneşin parlak ışığıyla, yıldızların aydınlatıcılığı gibi zıt… Zıtlık biraz da yaşamak aslında, kendini kaybedercesine, mutluluğun dikensiz yollarında…
Bırakmak kendini müziğin rahatlatan kollarına… Tersine, ufka gittikçe büyüyen, evlerin camlarından sızan sarı ışıklara… Sislerden sıyrılmış gelecekte, gelecekteyken de geçmiş olmuş anılara…
Zaman; dakikalardan, saniyelerden arınmış, sadece “nasıl daha iyi yaşayabilirim” sorusuna indirgenmiş bir varlıkta, kendini esneterek açmak olacak olanlara… Kendini bulmak, denizin hoyrat dalgalarında, köpüklerle oynaşan kıyılarda… Bir yakamozun parlak ışıltılarını içine çekerek, dalgalandırmak kanında… Yaşamak zor diyenleri utandırarak, yürüyebilmek sağlam adımlarla…
Yorulmadan, bıkmadan anlayabilmek her şeyi… Güzel olan ne varsa kendine mal etmek, belki de en önemlisi bu, bir mutluluk oyunu… Yaşamak bir oyun, bir mutluluk oyunu…
Kandırmadan kendini, uzanabilmeli gerçeklere… Düşlerden kopmadan… Yaşamdan bıkmadan… Kendini ıskalamadan…
Sevgisiz bir hiç gibidir anlam, sevgisiz yaşamak aldatıcı bir sanrı… Bir yalan, içi boş bir yalan…
Uzun bir yolda umarsız bir yolculuk, kendini bilmek kadar güzel, geleceğe parlatılan bir yeşil ışık, kendini sevmek kadar güzel…
S. A.
KENDİNİ İZLEMEK
“İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.”
TOLSTOY
Hayır, yapamam… Bunun için yeterli donanımım yok...Bir başkası bu işin altından kalkabilir…Yeteneğimin olması bir şeyi değiştirmez, kendime güvenim ve yeteri kadar inancım yok…Bir yerden başlamak lazım, engellemelere direnç göstermekte zorlanabilirim…Bu işin bana uygun olup olmadığını bilmiyorum….Hata yapmak ve bunların sonuçlarına katlanmak konusunda çekincelerim var…
İnsan kendini nerede arayabilir? Çevresindeki kişilerin onunla ilgili gözlemlerinde mi? Türlü çabalarla ortaya koyduğu ve kendisini yansıttığını düşündüğü eylemlerde mi? Geçmişte mi, gelecekte mi? Bir adım ileri gidip, mistik alanlarda mı?
İnsanların bizim hakkımızdaki gözlemleri, kendi bakış açılarıyla doğru orantılı yani bir bakıma özneldir.Bu durum, onların duygu ve düşüncelerinde yanılma payı olabileceğini gösterse de, tarafsız bir tutum, insanın kendi kişiliğini, karakterini algılamasında olumlu bir etkide bulunabilir.
Çocukluğundan itibaren doktor olmak isteyen birinin, türlü nedenlerle bu idealini gerçekleştirmeyip, bu işle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir işte çalışması, onu, hem doktorluk mesleğini icra ederken kazanabileceği deneyimlerden hem de isteğini eyleme dökebilen bir insanın yaşayabileceği mutluluk ve kendine güven duygusunun verebileceği hazdan alıkoymuştur. Buradan; her eylemin, insanın kişiliğini, değer yargılarını, inanç ve isteklerini sergileyemediğini düşünebiliriz.İnsanlarla konuşurken kullanılan cümleler, sergilenen davranışlar, ortaya konulan işler, kişinin, kişiliğini değerlendirmesi açısından sığ kalıyor.
Geçmiş olgusu; insanın kendini tanıması, bilmesi, kişisel özelliklerinin farkına varması açısından önemli. Geçmiş bir kenara konulup, bu iş geleceğe de bırakılabiliyor.Ancak geçmiş veya gelecek bir yana dursun, kendini, kim ve ne olduğunu, mistik alanlarda bulmaya çalışan insanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Reenkarnasyon bunlardan biri. Geçmişte bir yerde, bir kraliçe, bir müzisyen, çiftçi, köle hatta hayvan olduklarını düşünen kişiler var.
Bütün bunların, kendini tanıma, gerçek potansiyelinin farkına varma, kendini varlama bakımından yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. Aslında fazla uzaklara gitmeye gerek yok. İnsan kendisiyle ilgili en sağlam, en gerçek bilgileri yine kendisinde bulabilir.
Kendini tanımanın ve bilmenin, kolay bir süreç olduğunu söylemek zor.Kişinin kendisine karşı dürüst olabilmesi, karşılaştığı olaylara yönelik gerçekçi tutumlar sergileyebilmesi asıl sorun.Bütün bunları bir kenara bırakıp, savunma mekanizmalarını devreye sokup, tatmin olmaya çalışmak ta başvurulan bir yöntem.
Örneğin; “gerçekleri çarpıtma”; kişide kaygı yaratan bir gerçek karşısında, onu, olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi kabullenmek veya “tepki oluşturma”; gerçek düşüncelerin, duyguların tam zıddını benimseyip, göstermek gibi.
Bazı savunma mekanizmalarının, çeşitli durumlarda yararlı olabileceğini söyleyebilsek te, kendini tanıma konusunda uğraş veren bir insanın, kendini olduğu gibi değerlendirmesi ve sorularına gerçekçi yanıtlar bulabilmesi, belli oranda cesaret gerektiriyor. Bu cesareti gösteren bir kişinin, kendini tanıması konusunda kattettiği mesafe; onun gerçek niyetleri, amaçları, kendisini nerede görmek istediği ve nerede olduğu gibi önemli konulara ışık tutabilir.
Hayatınızın bir döneminde, bir şeyi yapmayı çok isteyip te yapmadığınız olmuştur. Belki hata yapmaktan korkmaktan belki o konuda yeteneğinizin olmadığını düşündüğünüzden belki de inanç eksikliğinden…Düşününce; bir şeyi yapmaya yeterli olup olmadığını kendi içinde sorgulamadan, çevrenin yönlendirmesiyle hareket edebilen bir kişi, belki de hayatını kökten değiştirebilecek bir işi, bilmeden geri çeviriyordur.Konunun başka bir boyutu ise karşılaşılan olaylara yönelik geliştirilen, duygusal ve düşünsel tepkilerin çarpıtılması ve bunların olası sonuçlarıdır.
Kendimize karşı; adil, doğru ve dengeli bir tutum içerisinde olmak, olayları olduğu gibi görmek ve kabul etmek, çok yönlü düşünmek, verdiğimiz tepkilerin gerçek nedenlerini anlamak, bizi olmasını istediğimiz yere götürecektir.
Başarılı olmanın ön koşulu; her şeyden önce, sağlam bir inanç ve azimdir. Kendimizle her yüzleştiğimizde ve gerçekçi bir tutum belirlediğimizde, başarılı, mutlu ve doyumlu bir yaşama sahip olmanın zor olmadığını farkedeceğiz.
Önemli olan; kendimizi, kendimizde, olduğu gibi görebilmek…
S. A.
(Tolstoy un sözü; Akın Alıcı nın derlemesini yaptığı “ Hayata Yön Veren Sözler” kitabından, savunma mekanizmalarıyla ilgili örnek; Prof. Dr. Özcan Köknel in “Kaygıdan Mutluluğa Kişilik” kitabından alınmıştır.)
TOLSTOY
Hayır, yapamam… Bunun için yeterli donanımım yok...Bir başkası bu işin altından kalkabilir…Yeteneğimin olması bir şeyi değiştirmez, kendime güvenim ve yeteri kadar inancım yok…Bir yerden başlamak lazım, engellemelere direnç göstermekte zorlanabilirim…Bu işin bana uygun olup olmadığını bilmiyorum….Hata yapmak ve bunların sonuçlarına katlanmak konusunda çekincelerim var…
İnsan kendini nerede arayabilir? Çevresindeki kişilerin onunla ilgili gözlemlerinde mi? Türlü çabalarla ortaya koyduğu ve kendisini yansıttığını düşündüğü eylemlerde mi? Geçmişte mi, gelecekte mi? Bir adım ileri gidip, mistik alanlarda mı?
İnsanların bizim hakkımızdaki gözlemleri, kendi bakış açılarıyla doğru orantılı yani bir bakıma özneldir.Bu durum, onların duygu ve düşüncelerinde yanılma payı olabileceğini gösterse de, tarafsız bir tutum, insanın kendi kişiliğini, karakterini algılamasında olumlu bir etkide bulunabilir.
Çocukluğundan itibaren doktor olmak isteyen birinin, türlü nedenlerle bu idealini gerçekleştirmeyip, bu işle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir işte çalışması, onu, hem doktorluk mesleğini icra ederken kazanabileceği deneyimlerden hem de isteğini eyleme dökebilen bir insanın yaşayabileceği mutluluk ve kendine güven duygusunun verebileceği hazdan alıkoymuştur. Buradan; her eylemin, insanın kişiliğini, değer yargılarını, inanç ve isteklerini sergileyemediğini düşünebiliriz.İnsanlarla konuşurken kullanılan cümleler, sergilenen davranışlar, ortaya konulan işler, kişinin, kişiliğini değerlendirmesi açısından sığ kalıyor.
Geçmiş olgusu; insanın kendini tanıması, bilmesi, kişisel özelliklerinin farkına varması açısından önemli. Geçmiş bir kenara konulup, bu iş geleceğe de bırakılabiliyor.Ancak geçmiş veya gelecek bir yana dursun, kendini, kim ve ne olduğunu, mistik alanlarda bulmaya çalışan insanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Reenkarnasyon bunlardan biri. Geçmişte bir yerde, bir kraliçe, bir müzisyen, çiftçi, köle hatta hayvan olduklarını düşünen kişiler var.
Bütün bunların, kendini tanıma, gerçek potansiyelinin farkına varma, kendini varlama bakımından yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. Aslında fazla uzaklara gitmeye gerek yok. İnsan kendisiyle ilgili en sağlam, en gerçek bilgileri yine kendisinde bulabilir.
Kendini tanımanın ve bilmenin, kolay bir süreç olduğunu söylemek zor.Kişinin kendisine karşı dürüst olabilmesi, karşılaştığı olaylara yönelik gerçekçi tutumlar sergileyebilmesi asıl sorun.Bütün bunları bir kenara bırakıp, savunma mekanizmalarını devreye sokup, tatmin olmaya çalışmak ta başvurulan bir yöntem.
Örneğin; “gerçekleri çarpıtma”; kişide kaygı yaratan bir gerçek karşısında, onu, olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi kabullenmek veya “tepki oluşturma”; gerçek düşüncelerin, duyguların tam zıddını benimseyip, göstermek gibi.
Bazı savunma mekanizmalarının, çeşitli durumlarda yararlı olabileceğini söyleyebilsek te, kendini tanıma konusunda uğraş veren bir insanın, kendini olduğu gibi değerlendirmesi ve sorularına gerçekçi yanıtlar bulabilmesi, belli oranda cesaret gerektiriyor. Bu cesareti gösteren bir kişinin, kendini tanıması konusunda kattettiği mesafe; onun gerçek niyetleri, amaçları, kendisini nerede görmek istediği ve nerede olduğu gibi önemli konulara ışık tutabilir.
Hayatınızın bir döneminde, bir şeyi yapmayı çok isteyip te yapmadığınız olmuştur. Belki hata yapmaktan korkmaktan belki o konuda yeteneğinizin olmadığını düşündüğünüzden belki de inanç eksikliğinden…Düşününce; bir şeyi yapmaya yeterli olup olmadığını kendi içinde sorgulamadan, çevrenin yönlendirmesiyle hareket edebilen bir kişi, belki de hayatını kökten değiştirebilecek bir işi, bilmeden geri çeviriyordur.Konunun başka bir boyutu ise karşılaşılan olaylara yönelik geliştirilen, duygusal ve düşünsel tepkilerin çarpıtılması ve bunların olası sonuçlarıdır.
Kendimize karşı; adil, doğru ve dengeli bir tutum içerisinde olmak, olayları olduğu gibi görmek ve kabul etmek, çok yönlü düşünmek, verdiğimiz tepkilerin gerçek nedenlerini anlamak, bizi olmasını istediğimiz yere götürecektir.
Başarılı olmanın ön koşulu; her şeyden önce, sağlam bir inanç ve azimdir. Kendimizle her yüzleştiğimizde ve gerçekçi bir tutum belirlediğimizde, başarılı, mutlu ve doyumlu bir yaşama sahip olmanın zor olmadığını farkedeceğiz.
Önemli olan; kendimizi, kendimizde, olduğu gibi görebilmek…
S. A.
(Tolstoy un sözü; Akın Alıcı nın derlemesini yaptığı “ Hayata Yön Veren Sözler” kitabından, savunma mekanizmalarıyla ilgili örnek; Prof. Dr. Özcan Köknel in “Kaygıdan Mutluluğa Kişilik” kitabından alınmıştır.)
08 Mayıs, 2009
HİPOTEZ VE GERÇEK
Karşı konulmaz bir merak arzusu ile yeni ve farklı şeyler öğrenmek için gösterilen çaba ile insan hep bir adım ilerde olmak istiyor. Bu düşüncenin arkasında duran neden öğrenme açlığının yanısıra kendini gerçekleştirme, diğer insanlar tarafından kabul görme gibi evrensel ihtiyaçlar olsa gerek..
Gerçek ne ise ona ulaşmak hep bir amaç oldu. Bu noktada gerçek olana ulaşmak için sahip olunan fikirlerin ve uygulanacak yöntemlerin neler olduğu ve gerçek olan her ne ise onunla olan uygunluğu önemli olmalı..
Bir nesneyi anlamlandırabilmek için nereden bakıldığı nasıl bir bakış açısıyla duruş alındığı da istenilen sonucu almayı kolaylaştırabilir.
Karşımızdaki insanın davranışlarını değerlendirirken neyi niye yaptığını anlayabilmek için sahip olduğumuz kalıplaşmış düşüncelerden sıyrılmamız gerekebilir. Gerçeği görebilmek, önceden sahip olduğumuz düşünceleri bir süzgeçten geçirerek ve yeni olan fikirleri de aşama aşama doğruluğunu görerek edinmekle mümkün olabilir.
Alışkanlıklar engelleyici görünümünde olabilir. Her zaman aynı şekilde takınılan bir tutum, anlamaya çalıştığımız her ne ise onu aynı kalıplar içerisinde algılamamızı sağlayabilir.
Dünyanın yuvarlak olduğu hipotezinin doğruluğunun kanıtlanması sonucu aksi yönde bir savda bulunmak imkansızlaşmaktadır. Buna ek olarak çeşitli şekillerde daha doğrusu gözlem ve deney yoluyla kanıtlanması mümkün olmayan durumlar da söz konusu.
Kanıtlanamayan şeyler insanların her birinin farklı düşünce ve fikirler geliştirmelerine neden olmakta. Bu da bazen çatışmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
İnsan dünya üzerinde varlığını sürdürüyorsa ve hayattan zevk alabiliyorsa onun yararına olan şeyler var demektir. Aynı şekilde yaşam sürdürülürken çeşitli engeller ve zorluklar da yaşamın kendisinde bulunduğundan iyi ve kötü olan doğru ve yanlış olan birbirine zıt olayların varlığı ile yaşamı anlamlandırıyoruz.
Doğru, iyi ve gerçek olanın insanın yararına olan şeyler olduğu mantıksal düşünceye uygunluk gösteriyorsa, insanların amaçları olduğu gibi, yaşamda bir ahenk ve düzen içerisinde olduğu için (her ne kadar düzen konusunda zaman içinde bozulmalar olsada ) yaşamında kendine göre bir amacı olduğu söylenebilir.
Bazen olayları tarafsız bir gözle görmek ve anlamlandırmak ve kemikleşmiş düşüncelerden sıyrılmak, alışkanlıkların yarattığı zinciri kırmak bize göre neyin doğru ve gerçek olması gerektiği hakkında büyük yarar sağlayabilir. Gerçek olan doğruluğu ispatlanan şey ise,ispatlanmamış olanın gerçek olmadığını söyleyebilir miyiz?
S. A.
Gerçek ne ise ona ulaşmak hep bir amaç oldu. Bu noktada gerçek olana ulaşmak için sahip olunan fikirlerin ve uygulanacak yöntemlerin neler olduğu ve gerçek olan her ne ise onunla olan uygunluğu önemli olmalı..
Bir nesneyi anlamlandırabilmek için nereden bakıldığı nasıl bir bakış açısıyla duruş alındığı da istenilen sonucu almayı kolaylaştırabilir.
Karşımızdaki insanın davranışlarını değerlendirirken neyi niye yaptığını anlayabilmek için sahip olduğumuz kalıplaşmış düşüncelerden sıyrılmamız gerekebilir. Gerçeği görebilmek, önceden sahip olduğumuz düşünceleri bir süzgeçten geçirerek ve yeni olan fikirleri de aşama aşama doğruluğunu görerek edinmekle mümkün olabilir.
Alışkanlıklar engelleyici görünümünde olabilir. Her zaman aynı şekilde takınılan bir tutum, anlamaya çalıştığımız her ne ise onu aynı kalıplar içerisinde algılamamızı sağlayabilir.
Dünyanın yuvarlak olduğu hipotezinin doğruluğunun kanıtlanması sonucu aksi yönde bir savda bulunmak imkansızlaşmaktadır. Buna ek olarak çeşitli şekillerde daha doğrusu gözlem ve deney yoluyla kanıtlanması mümkün olmayan durumlar da söz konusu.
Kanıtlanamayan şeyler insanların her birinin farklı düşünce ve fikirler geliştirmelerine neden olmakta. Bu da bazen çatışmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
İnsan dünya üzerinde varlığını sürdürüyorsa ve hayattan zevk alabiliyorsa onun yararına olan şeyler var demektir. Aynı şekilde yaşam sürdürülürken çeşitli engeller ve zorluklar da yaşamın kendisinde bulunduğundan iyi ve kötü olan doğru ve yanlış olan birbirine zıt olayların varlığı ile yaşamı anlamlandırıyoruz.
Doğru, iyi ve gerçek olanın insanın yararına olan şeyler olduğu mantıksal düşünceye uygunluk gösteriyorsa, insanların amaçları olduğu gibi, yaşamda bir ahenk ve düzen içerisinde olduğu için (her ne kadar düzen konusunda zaman içinde bozulmalar olsada ) yaşamında kendine göre bir amacı olduğu söylenebilir.
Bazen olayları tarafsız bir gözle görmek ve anlamlandırmak ve kemikleşmiş düşüncelerden sıyrılmak, alışkanlıkların yarattığı zinciri kırmak bize göre neyin doğru ve gerçek olması gerektiği hakkında büyük yarar sağlayabilir. Gerçek olan doğruluğu ispatlanan şey ise,ispatlanmamış olanın gerçek olmadığını söyleyebilir miyiz?
S. A.
04 Mayıs, 2009
TESELLİ
Zararsızdı, yağmurda ıslanırdı nemli gözleri, beyaz bir kaftan giyinir gibi temizdi... Işıklıydı yürüdüğü dar yol, sonu uçurum değil gibiydi... Suların yüzü üzerinde süzülür beyaz ve parlak ruhuyla... Yarım değildi sevgisi, koyu bir hüzünle dururdu kendi kendine...
Zahmetsiz alışırdı dağınık dünyaya... Bilirdi alacalı günler ne zaman gelecek... Korkuyla irkilirdi sakinliğini korumaya çalışarak, gerçeği arardı sararmış yapraklar arasından, ışıldardı yüreğiyle mutluluğa doyarak...
Bir çiçek uzatsam yüreğimden kararmaya yüz tutmuş evrende, bir dilek dileyip kendime dönsem...
Sussam konuşmak istercesine, söyleyeceklerimi unutsam...
Gri bulutlar dağıldığında, yeşil bir yolda bekler yanıp sönen bir ışık...
Bir hikaye olur sonu gelmeyen...
Bir şarkı söyler huzurlu, sessizce büyür evrende...
Bir kağıt. bir kalem anlatır mı sevgiye hükmü? Bir teselli gibi ufukta büyüyen... Bir hikaye olur sonu gelmeyen... yeşil bir yolda bekler yanıp sönen bir ışık...
S. A.
Zahmetsiz alışırdı dağınık dünyaya... Bilirdi alacalı günler ne zaman gelecek... Korkuyla irkilirdi sakinliğini korumaya çalışarak, gerçeği arardı sararmış yapraklar arasından, ışıldardı yüreğiyle mutluluğa doyarak...
Bir çiçek uzatsam yüreğimden kararmaya yüz tutmuş evrende, bir dilek dileyip kendime dönsem...
Sussam konuşmak istercesine, söyleyeceklerimi unutsam...
Gri bulutlar dağıldığında, yeşil bir yolda bekler yanıp sönen bir ışık...
Bir hikaye olur sonu gelmeyen...
Bir şarkı söyler huzurlu, sessizce büyür evrende...
Bir kağıt. bir kalem anlatır mı sevgiye hükmü? Bir teselli gibi ufukta büyüyen... Bir hikaye olur sonu gelmeyen... yeşil bir yolda bekler yanıp sönen bir ışık...
S. A.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Kağıtlar kalemler. Kalbe yakın sevgiler. Isildasa da gunler. Mutlu olmak bir aksam vakti. Yıldızlar parlar. Ne de olsa artar saatler. Yine ...
-
Aydınlatan. Her bir hikaye kendini gösteren . Ufukta beliren, sevilen ve anlaşılan. Işıyor nihayet. Ne demekse bu. Yasanan. Kurgusuz. Bilin...